Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

İYİ SPİKER OLMAK

 

DENİZ ARMAN İLE RÖPORTAJ


 

 

Merve Özgünay: Gazeteci olmaya nasıl ve ne zaman karar verdiniz?

Deniz Arman: Gazeteci doğdum ben. Babam gazeteciydi. Mesela benim hiç mahalle adım yoktur, hep gazete adım vardır. Gazeteye giderdim Sonra da gazeteci olmak için okudum.

Merve: Hangi okulu bitirdiniz?

Deniz Arman: İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdim. Gazetecilik için iktisat veya hukuk okumanın iyi olduğunu düşünüyordum. Ondan sonra mezuniyetimde Milliyet Ekonomi Servisi’nde işe başladım. Arkasından da Milliyet dış haberlere geçtim. Sonra da televizyonda “32. Gün” e başladım.

Merve: Haber sunmak nasıl doğdu?

Deniz Arman: O 1997 yılında bir gün ben Star Haber’de haber müdürlüğü yaparken,sunucu arkadaşımız saat 17.30 da istifa etti. Bültene 2 saat vardı. 2 saat içinde takım elbise, kravat gömlek geldi ve ben pat diye haber sunmaya başladım.

Merve: Star Tv ‘deyken pazar geceleri bültenlerin sonunda, kısa mutluluk hikayeleri anlatırdınız. Neden artık devam etmiyorsunuz?

Deniz Arman: O yapıldı diye bıraktık.

Merve: Evet ama o size aitti zaten..

Deniz Arman: Aslında bunun neden bittiğini sokaktaki vatandaşta soruyor. Yani biraz yoruldum beklide. Onları yazmak öyle kolay bir iş değildir. Ben Pazar günleri anlatıyordum, ondan sonra televizyon dönüşü yani Pazar gecesi düşünmeye başlıyordum gelecek Pazar ne yazacağımı..

Merve: Bir haber için iyidir ya da yaramaz diye nasıl karar veriyorsunuz?

Deniz Arman: O benim mesleki görevim artık. İyi haber kötü haberi kovar. Yani ben şimdi 10 tane haber seçerim, sıraya koyarım. 11. haber gelir 7. ‘yi kovar, 12. haber gelir 5.’yi kovar. Yani belli bir süre içinde bir takım haberleri vermek zorundasın. İyi haber kötüyü kovar ama o iyi haber midir? Değil midir? Bu tecrübeyle ilgili ve çok uzun bir hikaye.

Merve:Gazeteci adaylarına ne önerileriniz olabilir?

Deniz Arman: Gazeteci olmak için bir kere en temel özellik olarak bir çok meraklı olacaksın, iki şüpheci olacaksın. Söylenilen hiçbir şeye inanmayacaksın. Şüphe ve merak kardeştir, ikizdir zaten. Şüphe duymazsan karşındaki görüntüyü konuşmayı hemen doğru kabul edersin.Oysa onun arkasında bir sürü şey olabilir. Haber öyle bir şeydir ki haberci her şeye bakmasını bilecek, gözlemci olacak. Çok sevdiğim bir laf vardır: “Her gün herkes binlerce haberin yanından geçiyor ama bunlardan işin içyüzünü görebilenler gazeteci oluyor.” Her dakika bir haberin yanından geçiyoruz, her yerde bir haber gizli. Onu görebilenlerde gazeteci oluyor.

Merve: Sizin kendi kanalınızın dışında izlemeyi lezzetli bulduğunuz bültenler var mı?

Deniz Arman: Bana haber seyretmek keyif vermiyor artık, çünkü işim gereği deli gibi haber seyrediyorum. Her haberin belli bir formatı, bir söylemi, bir biçimi vardır. Herkesin kendine özel şekli şemali var.Ama şunun haberi iyidir, bunun haberi kötüdür diye sınıflandırmak çok yanlış bir şey.Herkesin haber anlayışı farklıdır. Nasıl gazeteler farklı bir Milliyet’le Radikal, Posta’yla Sabah bir değilse bu da öyledir. Yani herkesin yoğurt yiyişi ayrıdır.

Merve: Sizin Türkiye’deki televizyon haberciliği anlayışına bakışaçınız nedir? Mesela yabancı ülkelerde ki bültenlerde kanlı görüntülere pek rastlanmıyor…

Deniz Arman: Türkiye’deki televizyon haberciliğine Türkiye gibi bakıyorum. Çünkü ben bunların eşit kaplar olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki habercilik Türkiye’nin diğer şartlarından ayrılamazki yani Türk Sineması’ndan, Türk İnsanı’nın yaşamından, yeme içmesinden, gazetesinden, giyim kuşamından ayrılamaz.Türkiye’nin haberciliği Türkiye gibidir. Bu ülkenin standartlarına göre oluşmuştur. Olması gereken budur çünkü biz Türk gazeteciler türkleri haber yapıyoruz. Ki o habercilik içinde bir sürü farklılaşma var. Mesela Trt’yle Kanald, Kanald’yle Samanyolu Tv bir değil. Yani ekranın kime ne şekilde hitab ettiğine göre farklılaşan bültenler var.

Merve: Hocamız Abbas Güçlü’nün programını izliyor musunuz? Beğeniyor musunuz?

Deniz Arman: İzliyorum ve beğeniyorum. Fakat sanki onun tekrarı olsa daha çok seyredilir diye düşünüyorum. Yani olabilir yayıncı o saate koymuştur. Ama o programın çok kritik yerlerinden yapılmış bir kolaj tekrarı çok güzel olur. Mesela Süleyman Demirel programı yaklaşık 4 saate yakın sürdü. O süre içerisinde Demirel’in  çok önemli lafları var. O önemli lafları, sorulan soruları, verilen cevapları en az yarım saatlik bir kolaj programını yapsalar çok seyredilir diye düşünüyorum, çünkü programın saati çok geç ve doğası gereği uzun sürüyor. Çok sayıda değerli konuk katıldı oraya. Mesela Yılmaz Erdoğan’ın katıldığı programda çok güzeldi.

İFFET MERVE ÖZGÜNAY